Kutsal Kayalıklar: Uluru

Avustralya’nın neredeyse tam ortasında, çorak ve dümdüz ovada yer alan Ayers Kayası (Uluru) görenleri şaşırtıyor. Bu çok yaşlı kızıl kaya kütlesi, milyonlarca yıl rüzgarların savurduğu kumlarla aşınarak meydana gelmiş. Avustralya yerlileri Aborjinler için kutsal olan bu kaya, şimdilerde Avustralya’nın sembollerinden biri haline gelmiş.

Güneşin konumuna göre gün içerisinde renk değiştiren Ayers Rock, şafak vakti turuncu, gün içerisinde paslı bir kahverengi, gün batımında ise inanılmaz güzellikte bir kızıl renge bürünüyor.

Uluru-Ayers Rock

Çölün ortasında yanan bir kor gibi görünen kaya, 1870 yılının başlarında Ernest Giles ve William C. Rose isimli iki kaşif tarafından keşfedilinceye kadar, hiçbir Avrupalı tarafından görülmemişti. Daha sonraları Güney Avustralya Bölgesi başbakanı olan Sir Henry Ayers adına ithafen bu kutsal kayaya Ayers Rock dendi.

Ayers Rock, isminin ilk akle getirdiği gibi aslında tek parçadan oluşan dev bir kaya değil. Çoğu kaynaklarda dünyanın en büyük tek parça çakıl taşı olarak yanlış bilgi yanlış veriliyor. Yeryüzü hareketleri ile 500 milyon yıl önce yukarıya doğru itilmiş olan bir kumtaşının büyük bir bölümü de yer altında bulunuyor.

Ayers Rock’un Kuzey Doğu tarafında yer alan 150 metre yüksekliğindeki dilim Kanguru Kuyruğu adıyla anılıyor. Kayalığın etrafında tam bir tur yürüyüş 4 saat sürüyor, uzunluğu ise 10 km.

Uluru-Ayers Rock

Uluru-Ayers Rock

Kütlenin 348 metres yükseklikte olan, yassılaşmış tepesi, inselberg veya ada dağ olarak adlandırılıyor. Yaklaşık 3 km uzunluğundaki kaya üzerinde çok sayıda oyukla görülebiliyor. Çoğu yerde tepesinden aşağıya doğru akan suların yarattığı oyuklar kayaya etkileyici bir görünüm kazandırmış. Kayanın yamacından aşağıya inen bir siyah çizgiler şeklindeki bu oyuklardan, yağış zamanında şelaleler dökülüyor.

Kayalığın bazı bölümlerinde küçük göletler oluşturan yağmur suları, bu civarda yaşayan canlılar için de bir yaşam kaynağı. Kayalığın güney ucundaki Maggie Kaynakları olarak bilinen gölette, en kurak mevsim dışında, hemen her zaman su bulunduruyor. Diğer göletler ise, birkaç hafta veya ay içerisinde kızgın çöl sıcaklarına dayanamayıp kuruyor.

Bu sularda yaşayan ve boyları 1.8 metreye kadar uzayan  son derece zehirli yılanlar, Aborjinler tarafından kutsal kayanın koruyucusu olarak kabul ediliyor. Kangurular, wallabiler, 150’ye yakın kuş türü ve yabani develer bu civarda yaşıyor. Bunun dışında çok çeştili kertenkele, kurbağa, keseli köstebek ve fare bu  ekolojinin bir parçası.

Uluru-Ayers Rock Uluru-Ayers Rock

Bu bölgede yaşayan Aborjin kabilesi olan Anangu halkı, bu kayalığı Uluru olarak adlandırıyor. Binlerce yıldır yaşamlarının merkezi olan bu kayaya büyük bir saygı duyuyorlar. Kayalığın her oyuk, her mağara, her detayın onlar için bir anlamı bulunuyor. Çoğunluğu Mutitjulu ve Kantju koyaklarında, kül ve odun kömürleriyle yapılmış Aborjin duvar resimleri Uluru’nun duvarlarını süslüyor.

1985 yılında bu yana 1.400 km kare genişliğinde olan bu bölge Uluru-Kata Tjuta Milli Parkı olarak ilan edilmiş. Uluru, Alice Springs kasabasının yaklaşık 390 km güneybatısındaki Yulara yerleşim merkezinin yakınında yer alıyor. Uluru’ya komşu Kata Tjuta kayalıkalrı ile birlikte UNESCO Dünya Kültür ve Dünya Doğa Mirası Listesinde yer alıyor..

Bugün her yıl 50 bini aşkın turist ziyareti alan kaya, Avustralya’nın Kuzey Eyaleti toprakları içerisinde yer alıyor.

Trenle Yurtdışına Yolculuk

Ünlü gezi yazarı Paul Theroux trenle yolculuğu “raylar üzerinde dünya” sözleriyle tanımlıyor. Her ne kadar günümüzde uçakla dünyada belli başlı bütün şehirlere ulaşmak mümkün olsa da trenle yolculuk etmek için halen geçerli sebepler var.

Birçok kişi şu nedenlerden dolayı trene binmeyi tercih ediyor:

  • Şehir hayatının stresinden, gürültüsünden, hızından uzaklaşabilme
  • Yavaş akıp giden zamanın tadını çıkarma
  • Kırsal alanları ve doğayı daha fazla gözlemleyebilme
  • Daha fazla bagaj taşıyabilme ve konfor
  • Çevreye duyarlılık / karbon ayakizini azaltma
  • Güven duygusu (ve kimileri için uçak korkusu!)

Eski zamanlarda, trenlerle ilgili tüm bilgiler sadece tarife kitapçıklarında ve panolarda bulunurdu. Artık bu bilgilerin tamamı – üstelik farklı dillerde – internet ortamında bulunuyor. Ülkemizdeki Anahat Trenleri’nin geçtiği şehirleri, kalkış-varış saatlerini, bilet fiyatlarını Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları sitesinden öğrenmek mümkün. Ayrıca Trenle Geziyorum sitesi de trenle seyahat üzerine hazırlanmış bir sitedir.

Train-Trip

Dünyanın belli başlı ülkelerindeki tren seferleri içinse şu sitelere göz atılabilir:

Seat 61 www.seat61.com
Amerika Birleşik Devletleri Demiryolları (Amtrak): www.amtrak.de
Almanya Demiryolları (Deutsche Bahn): www.bahn.de
Avustralya Demiryolları (Rail Australia): www.railaustralia.com.au
İngiltere Demiryolları (National Rail): www.nationalrail.co.uk
İspanya Demiryolları (Renfe): www.renfe.es
İtalya Demiryolları (Ferrovie della Stato): www.trenitalia.com
Japonya Demiryolları (Japan Railways Group): www.japanrail.com
Kanada Demiryolları (Via Rail Canada): www.viarail.ca

Trenle Avrupa veya Ortadoğu’ya Gitmek

Bugün Türkiye’nin en doğusundan en batısına trenle gitmek mümkün. Hatta karasınırımız olan ülkelerden Gürcistan ve Ermenistan dışındakilere de tren seferleri var. Avrupa yönlü iki tren seferi bulunuyor.

Bosfor Ekspresi her gün İstanbul ile Bükreş arasında çalışıyor. Tren her gün saat 22.38’de Sirkeci’den hareket ediyor ve yaklaşık 20 saatlik yolculuğun ardından 18.30’da Bükreş’e varıyor. Bosfor Ekspresi Bulgaristan’ın Dimitrovgrad kentinde ikiye ayrılıyor ve vagonların bir bölümü Sofya’ya devam ediyor. Tren Sofya’ya saat 10.52’de ulaşıyor. Bosfor Ekspresi ile Bükreş’ten sonra Budapeşte üzerinden Orta Avrupa’ya, Sofya’dan sonra ise Belgrad üzerinden Balkanlar ve Güney Avrupa’ya devam etmek mümkün.

Dostluk/Filia Ekspresi ise İstanbul – Selanik arasında çalışıyordu ancak iki yıl kadar önce seferden kaldırıldı.

Ortadoğu’ya trenle gitmek isteyenler içinse Transasya ve Van-Tebriz trenleri bulunuyor. TransAsya Treni, Haydarpaşa Garı kullanıma kapalı olduğu için Ankara’dan hareket ediyor ve Tahran’a gidiyor. Her çarşamba saat 10.20’de Ankara Garı’ndan hareket eden tren, cuma günleri 06.35’te Tebriz’e, 20.20’de de Tahran’a ulaşıyor. İran’a seyahat etmek isteyenler için bir diğer seçenek ise Van-Tebriz treni. Tren her salı akşamı saat 20.00’de Van’dan hareket ediyor ve ertesi gün 06.25’te Tebriz’e ulaşıyor.

Suriye’ye giden Tahran-Şam ve Gaziantep-Halep trenleri ise Suriye’deki iç savaş durumu nedeniyle süresiz olarak durduruldu.

TCDD-Tren-Rotalari

Avrupa ve Ortadoğu yönlü trenlerin çoğunda yatak veya kuşet satın alma mecburiyeti bulunuyor. 1, 2 veya 3 kişilik kompartmanlara yataklı, 4 veya 6 kişilik olanlara da kuşetli deniyor. Yatak veya kuşet ücreti tren biletine ekleniyor

TCDD’nin tüm yurtdışı trenlerine ait tarife ve fiyat bilgileri www.tcdd.gov.tr adresinde bulunuyor.

Seyahatte Sırt Çantası, Kıyafet ve Ayakkabı Seçimi

Yola çıkarken yol koşullarına, coğrafyaya ve iklime uygun seyahat malzemesi seçimi son derece önemlidir. Çanta ve ayakkabı seçimine özellikle dikkat etmek gerekir. Kalitesiz, rahatsızlık veren, ortopedik olmayan bir sırtçantası veya valiz yolda size ciddi sağlık sorunları yaşatabilir. Aynı şekilde, ayağınıza büyük veya küçük gelen, su alan, soğuk geçiren, terleten bir ayakkabı da seyahatinizi kabusa dönüştürebilir. Bunun yanında kıyafet seçimi de son derece önemlidir. Cilde zarar vermeyen, terletmeyen, kaşındırmayan, ağırlık yapmayan kumaşlardan dikilmiş giysilerle seyahatiniz rahat ve konforlu geçer.

Sirtcantasi-Nasil

Sırt çantası seçiminde dikkat edilecekler:

  • Mümkün olduğunca hafif sırtçantası veya bavullardan satın alın. Çantanın sırt sistemine, bavulun tekerleklerine ve sapına dikkat edin; sağlam ve ergonomik olmasına özen gösterin.
  • Satın almadan önce çantanızın veya valizinizin içine ağırlık koyup deneyin. Çantanız ufak ve hafif olunca taşıması çok daha kolay olacaktır ve size esneklik sağlayacaktır.
  • Kaliteli ve size uygun tasarımlı bir sırtçantası ya da bavula yapacağınız yatırım uzun vadede sizi rahatlatacaktır. Bütçenizi bu konuda mümkün olduğunca zorlamanızın karşılığını konfor olarak alacaksınız.
  • Sırtçantası büyüklükleri hacim olarak litreyle ölçülür. 50-70 litreler oldukça büyük çantalar, 30-50 arası ise daha orta boy çantalardır. Günlük kullanım için olan çantalar genelde 15-30 litre arasındadır. İhtiyacınıza göre uygun büyüklükleri belirleyin; kesinlikle aşırıya kaçmayın. Unutmayın: “Daha büyük çanta demek daha fazla yük” demektir. Genelde bir orta ya da büyük, bir de günlük küçük çantayla yola çıkmak mantıklıdır.
  • Mümkün olduğunca su geçirmez bavul ve çantaları tercih edin. Sırtçantaları için tasarlanmış panço yağmurlukları kullanın.
  • Gideceğiniz yerde satın alabileceğiniz ve gerekli olup olmadığından emin olamadığınız şeyleri sonraya bırakın.

Backpacking-Sirtcantasi

Kıyafet ve ayakkabı seçiminde şunlara dikkat edin:

  • Doğa sporları malzemeleri satan mağazalarda ihtiyacınıza yönelik, pratik ve şık her türlü kaliteli kıyafet ve ayakkabıyı bulabilirsiniz.
  • Kıyafetleri ve ayakkabıyı uyumlu hale gelecek kombinasyonlar şeklinde ayarlayın. Böylelikle az malzemeyle çok farklı görünümler yakalayabilirsiniz.
  • Mümkün olduğunca çok amaçlı kıyafetler satın alın. Katlanıp kısa kollu olabilen uzun kollu gömlekler, fermuarı açılarak şort olabilen pantolonlar, kendi içine katlanıp küçücük çanta haline gelebilen yağmurluklar güzel örneklerdir. Böylece tek kıyafet sizin farklı ortamlarda işinizi görecektir.
  • Sentetik kıyafetlerden satın alırsanız hem yıkaması kuruması kolay olur hem de teri dışarı verip vücudunuzun hava almasını sağlayarak yoğun tempoda bile sağlıklı kalmanızı sağlar; istenmeyen kokuları minimuma indirir.
  • Mümkün olduğunca az ütü gerektiren ve kir göstermeyen koyu renkli kıyafetleri tercih edin.
  • Yanınıza alacağınız ayakkabıyı uzun şehir yürüyüşlerinde sizi yormayacak kadar hafif, orta seviye doğa aktivitelerinde bileğinizi burkmayacak kadar sağlam, sağanak yağışta ayağınızı kuru tutacak kadar kaliteli ve akşam güzel bir restorana giyebileceğiniz kadar şık seçerseniz tek bir ayakkabıyla tüm yolculuğunuzu kolaylıkla geçirebilirsiniz.
  • Ekstra olarak yanınıza bir sandalet ya da hafif, küçük ve çok çabuk kuruyan bir parmak arası terlik almanız yetecektir.
  • Gideceğiniz yerlerde satılan yerel kıyafetler, o yöreye özgü tişörtler, kazaklar olabileceğini ve almak isteyeceğinizi düşünerek az eşyayla yola çıkabilirsiniz. Böylece yeni alacaklarınızı direkt üzerinize giyebilir ve ekstra yük taşımamış olursunuz.

Aklınızdan çıkarmayın!

  • Zaman: Kaç gün kalacaksınız? Programınız yaklaşık olarak belli ise yapacağınız aktiviteleri listeleyin ve ihtiyaçlarınızı belirleyin. Malzeme seçiminde önemli bir kriteriniz bu olmalı.
  • Çakı: Çok amaçlı bir İsviçre çakısı seyahatlerinizde çok işe yarayacaktır. Yiyecek kesmekten şişe açmaya, tornavidadan makasa her anlamda kullanabilirsiniz. Ancak, uçakta kabine ve metal dedektör kontrolü olan birçok yere çakınızla giremeyeceğinizi de unutmayın.
  • Fener: Yanınızda bulunduracağınız bir asma kilit, kafa feneri farklı ortamlarda çok işe yarayacaktır.
  • Hava Durumu: Gideceğiniz yerin hava durumunu kontrol edin. Kalacağınız yerlerin imkanlarını araştırın.
  • İlaçlar: Düzenli kullanmakta olduğunuz ilaçlar, herhangi bir tıbbi ürün, özel tüketmeniz gereken bazı yiyecekler varsa bunları mümkün olduğunca yanınıza yedekleyin. Gittiğiniz bölgelerde her aradığınızı bulamayabilirsiniz. Varsa reçete, rapor gibi resmi belgeleri yanınızda bulundurun; bir takım kontrollerde gerekebilir.
  • Kitaplar: Okumakta olduğunuz kitabı, gideceğiniz bölgeye ait rehber kitapları yanınızda götürmek tabii ki hoş ve güzel. Ama bunun da sınırını aşmayın, fazladan taşımak sizi yoracaktır.
  • Adaptör: Gideceğiniz ülkenin elektrik prizlerini araştırın. Ülkeden ülkeye farklılıklar olabilmekte. Uygun bir adaptör satın alarak bu sorunu kolaylıkla aşabilirsiniz.

Ortaçağ'dan Bir Kent: Rothenburg Ob Der Tauber

Türkçesi, “Tauber nehrine bakan kırmızı kale” anlamındaki Rothenburg ob der Tauber sadece Almanya’nın değil Avrupa’nın en masalsı kentlerinden biri. Rothenburg surlarından içeriye girdiğiniz andan itibaren şahit olacağınız masalsı mimari sizi kendisine hayran bıraktıracak güzellikte. Rothenburg ob der Tauber, büyük üne sahip olsa da kendisi oldukça küçük bir şehir. Belki de hiçbir yerde Orta Çağ burada olduğu kadar çok korunmamıştır. Zaman sanki durmuştur.

Otuz Yıl Savaşları’nın sürdüğü 1631 yılında Katolik General Tilly 50.000 askeri ile şehri kolayca ele geçirmiş. Rivayete göre General Tilly, askerleri ile şehri ele geçirdiğinde, meclis üyeleri kendisine çok büyük bir kapta şarap sunmuşlar. Şehri yakıp kül etmek isteyen Tilly, bu şarabı bir kişinin tek nefeste içmesi durumunda şehre bir zarar vermeyeceğini söylemiş. Belediye başkanı Georg Nusch öne çıkmış ve kalan tüm şarabı tek nefeste içmiş. Bu sayede General Tilly şehri yakmaktan vazgeçmiş.

Rothenburg

Bu hikâyeden etkilenen şair Adam Hörber, 1881 yılında bir tiyatro oyunu yazıyor ve günümüzde dahi Meistertrunk (ustaca içim veya usta içici) yıl içinde çeşitli günlerde sahneleniyor.

Şehir, uzun yıllar gelişemeden kalmış. 1803 yılında, Bavyera’ya bağlanmış ve Avrupa’yı etkileyen romantik akım sanatçıları 1880 yılında Rothenburg’u yeniden keşfedip, turizmin buraya gelmesini sağlamışlar.

II. Dünya Savaşı sırasında 31 Mart 1945’te Amerikan ordusu buraya saldırıp çeşitli tahribatlar verirken, şehrin güzelliğini ve tarihsel önemini bilen Amerikan ordusunda görevli John McCloy ağır toplar kullanılmamasını emretmiş. Aynı zamanda Hitler’in “sonuna kadar savaşın” emrini reddedip düşmana ateş açmayan komutanı sayesinde şehir ağır bir saldırıdan kurtulmuş. 1948 yılında John McCloy’a, Rothenburg şehrinin koruyucusu unvanı verilmiş.

Rothenburg ob der Tauber, 11.000 kişilik nüfusu ile küçük bir yer; ama Almanya’nın Würzburg kentinden başlayıp Füssen’de biten “romantik yol”un en güzel durağı olduğundan her mevsim turist görmek mümkün. Şehirde Harry Potter – Ölüm Yadigarları da olmak üzere çeşitli filmler çekilmiş.

Rothenburg-Almanya-bavyera

Rothenburg’a nasıl gidilir

Almanya’da birden fazla Rothenburg olduğundan, buraya bilet alırken Rothenburg ob der Tauber diye belirtmelisiniz. Burası Bavyera eyaletinde, Nürnberg’e 110 km. ve Frankfurt’a 180 km. uzaklıkta bulunuyor.

Tek geliş bileti için 20 € vermektense Almanya’nın, bizim çok kullandığımız, gezginlere hitap eden günlük tren biletlerini tercih edebilirsiniz. Bölgesel biletler (Lander tickets) veya “mutlu hafta sonu” bileti (schönes wochenende tickets) ile gün içerisinde sınırsız sayıda trene (S-Bahn, RE ve IRE trenlerine) hem de 5 kişiye kadar binebiliyorsunuz. Fiyatlar bölgeden bölgeye ve kişi sayısına bağlı olmak üzere 26-42 € arasında değişiyor. Bu bilet sayesinde de Rothenburg’a ulaşmak mümkün.

Rothenburg, ana tren güzergâhında olmamasına rağmen, Nürnberg ve Münih’ten 1 (genellikle Hof şehrinden), Frankfurt’tan 2 aktarma ile ulaşılabilir. Tren ve aktarma sevmem diyenler, ortalama 45 €’ya günübirlik tur alabilirler.

Rothenburg-Almanya

Rothenburg gezilecek yerler

Tren istasyonunda indikten sonra surların içine, 10 dakikalık yürüyüş yaparak ulaşmak mümkün. Surlardan içeri girince de masal başlıyor zaten. Olduğu gibi korunmuş olan Ortaçağ şehir kapılarından geçebilir veya görkemli kiliselerini ziyaret edebilirsiniz. Rothenburg ob der Tauber’de görmek isteyeceğiniz çok fazla yer var.

Meydan (MarktPlatz): Belediye binasının ve St. Gerorges çeşmesinin olduğu şehrin merkezi.

Belediye Binası (Rathaus): 2 € ödeyerek ve 220 merdiven çıkılarak tepesinde güzel manzara fotoğrafları çekebileceğiniz, Rönesans zamanı tamamlanmış, şehrin en yüksek yeri.

Suç Müzesi (Kriminalmusem): Ortaçağdan kalan çeşitli işkence aletlerini görebileceğiniz müzeye giriş ücreti 4€.

St. Jacob Kilisesi (St. Jakobskirche): Klosstergasse üzerinde bulunan, Würzburg’lu ünlü heykeltraş Tilman Riemenschneider’ın şaheserini görebileceğiniz kilise.

Oyuncak Müzesi: 4 €’ya girilebilen Almanya’nın en büyük özel oyuncak müzesi Hofbronnengasse üzerinde.

Plönlein: Almanya’nın en çok fotoğrafı çekilen yerlerinden biri olan Plönlein’da doğru açıyı yakaladığınızda sol tarafta Siebers kulesini, sağda, aşağıda ise Kobolzeller kapısını görebilirsiniz.

Käthe Wohlfahrt: Bu Avrupa’nın en büyük ve tüm yıl açık olan Noel dükkanında, Noel kutlaması için gerekli olan çok çeşitli şeyler bulunabiliyor.

Sadece bu önemli yerler değil, normal evler bile sık sık fotoğraf çekmenize neden olabilir. Surların içinde tam tur atıp, hemen dışındaki güzel parkta dinlenebilir, tiyatro çalışması yapan kişileri izleyebilir ve en önemlisi şehre adını veren Tauber nehrini kuşbakışı görebilirsiniz. Nehir üzerindeki köprü ise uzaktan tam net seçilmese bile tarihsel önemi olan çift katlı bir köprüdür.

Ağustos ayında geliyorsanız şarap festivalinin ve Kasım – Aralık aylarında ise Almanya’nın en romantiklerinden biri sayılan Christmas marketin tadını çıkarabilirsiniz.

Bavyera-Almanya-Rothenburg

Ne yenir-içilir

Yazın meydanda kurulan alanda Almanya’ya özgü büyük porsiyonlu yiyecekleri tadabilir, soğuk biranızı içebilirsiniz.

Rothenburg konaklama

1698 yılında kurulduğunda bira evi, şimdilerde otel olan Altes Brauhaus kişi başı 50€ luk fiyatı ile yüksek kalıyor ama içerisi görülmeye değer bir yer. Rothenburg ob der Tauber’de 2 kişilik odalar ortalama 50€ dan başlıyor.

Eğer yolunuz Frankfurt, Nürnberg veya Münih’e düşerse ne yapıp edip buraya gelip Ortaçağ havasını solumak, hazır gelmişken romantik yolun diğer duraklarına da uğramak iyi fikir olabilir.

 

Karayibin Derinlikleri: Honduras

Kristof Kolomb, 1502 yılında yeni kıtaya doğru dördüncü kez sefere çıkar. Küba ve Jamaika adalarının arasından seyrederek Honduras’ın kuzey kıyılarına ulaşır. Burada gemileri için gerekli ikmali yapan Kolomb, Hint Okyanusu’na varacağını ümit ederek güneye inmeye ve bir geçit aramaya devam eder. Ancak bu rota, derin suları ve azgın dalgalarıyla mürettabatı canından bezdirir. Nikaragua’nın sığ ve sakin sularına güç bela varan Kolomb’un, gemilerini emniyete alınca şöyle söylediği rivayet edilir: “Gracias a Dios que hemos dejado estas honduras- Tarıya şükür o derinlikleri terk ettik”.  İşte Honduras ülkesi, adını bu hikayeden ve derin denizlerinden alıyor. Hatta Kolomb’un o tarihte güç bela geçmeyi başardığı, Honduras’ın doğu kıyılarının uzandığı bölgenin ismi de hala Gracias a Dios; yani, Tanrıya Şükür.

Doğrusu yazıma böyle bir giriş yaparken niyetim, hikayeye biraz hoşluk katmaktı. Zira konu Honduras olunca tanıtım için mutlaka güzellemeye ihtiyaç var. Yanlış anlaşılmasın; Honduras, doğasıyla, karma kültürüyle, tarihiyle zaten olağanüstü güzellikte bir ülke. Ancak yaşam koşulları nedeniyle uluslararası arenada çok kötü bir şöhrete sahip. Bir yer düşünün ki yıllardır “dünyada en fazla cinayet işlenen ülkeler” sıralamasında birinciliği kimseye kaptırmasın… Honduras Ulusal Otonom Üniversitesi UNAH’ın araştırmasına göre ülkede sadece 2012 yılında 7 bin 172 cinayet işlendi. 2011’de bu rakam 7 bin 104’dü. Birleşmiş Milletler araştırmalarına göre ülkedeki suç oranı 2005 ile 2010 yılları arasında iki katına çıktı. Kısacası Honduras bugün, suç denizinin derinliklerinde kaybolmuş durumda.

Honduras

Ülke yoksul, altyapı sınırlı, yollar kötü, ulaşım yetersiz. Bu nedenle Honduras, gezginler için konfrolu seyahat olanakları sağlayamıyor. Dolayısıyla burası,  rahatlıkla doğal bir turizm cenneti olabilecekken, turistlerin ziyaret etmeyi pek fazla tercih etmedikleri, tekinsiz bir diyar halini alıyor. Ve fakat, işte tam da bu noktada, maceraperest gezginlere gün doğuyor.  Karayip korsanlarının izini sürebileceğiniz tropikal adaları, el değmemiş yağmur ormanları, Maya medeniyetinin efsanevi kentlerinden Copan harabeleri ile Honduras, adeta keşfedilmeyi bekleyen gizli bir hazine gibi…

Futbol ve savaşın ülkesi

Eğer ülkelerin de insanlar gibi yazgıları varsa, bana göre bu savın en büyük kanıtlarından biri Honduras. Zira bu ülkenin tarihi, garip bir şekilde, top oyunları ve savaş bağlantısı üzerinden tekerrür etmiş.  Peki bu yazgı biz gezginleri neden ilgilendirsin? Anlatayım…

ABD, 19’uncu yüzyıl sonlarında, Güney Amerika’da yaptığı gibi Honduras’da da meyve, özellikle de muz üretim çiftlikleri ve fabrikaları kurar. ABD’nin Honduras’daki ticari ve politik etkileri 20’nci yüzyılda artarak devam eder. Bu dönemde çevre ülkelerden, özellikle de El Salvador’dan Honduras’daki üretim tesislerinde çalışmak üzere çok sayıda göçmen işçi gelir. 1969 yılına gelindiğinde Honduras, dışa bağımlı endüstrileşme nedeniyle büyük bir ekonomik sıkıntı yaşamaktadır. Dönemin Honduras Başkanı Oswaldo Lopez Arellano, ekonomik sorunların sebebi olarak 1969’da sayıları 300 bine ulaşmış olan El Salvadorlu göçmenleri gösterir.

Kaderin cilvesi bu ya, bu ithamdan kısa bir süre sonra El Salvador futbol takımı, 1970 FIFA Dünya Kupası ön elemeleri için Honduras’a maç yapmaya gelir. El Salvador ve Honduras arasında yıllardır süregelen sınır sorunlarının da bulunması ortamı iyice gerginleştirmiştir. Önce Honduras’da gerçekleşen futbol maçında, akabinde de El Salvador’da oynanan rövanş maçında gerginlik tırmanır ve ölümler yaşanır. Bu olaylar El Salvador ordusunun Honduras’a girmesiyle neticelenir ve her ne kadar sebebi futbol olmasa da iki ülke arasındaki bu savaş tarihe “Futbol Savaşı” olarak geçer. 100 gün süren savaş, Honduras’da yaşayan El Salvadorluların kitleler halinde ülkeyi terk etmelerine yol açarken, iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi ve yasal sınırın belirlenmesi için 1998 yılını beklemek gerekecektir.

copan top sahasi
Copan top sahasi

Garip bir biçimde Honduraslıların ataları da, günümüz futboluna benzer bir top oyununda ölüm-kalım savaşı veriyorlardı. Kadim Maya medeniyetinin en görkemli kalıntılarının yer aldığı Honduras’daki Copan kenti, nice savaşların yaşandığı bu antik top sahasına ev sahipliği yapıyor. Yalnızca bu spor kompleksi bile, seyyahların Honduras’ı  ziyaret etmeleri için yeterli bir neden… Copan kenti,   zamanında Orta Amerika’da Meksika’nın güneyi, Guatemala, Belize ve Honduras’ın kuzeyinde hüküm sürmüş olan Mayaların en kudretli şehir devletlerinden biriydi. Top oyunu ise, bu ihtişamlı şehrin hem en büyük eğlencesi hem de en önemli dini ritüeliydi. Seyircilerin oturması için düzenlenmiş iki piramit binanın arasında kalan diktörtgen bir taş sahada, dizler ve dirsekler kullanılarak kauçuk bir topla oynanan bu oyun sonunda, kaybeden takım kimi zaman ölümle cezalandırılıyordu.

Elbette Copan Maya kentinin ünü yalnızca bu top sahasından kaynaklanmıyor. Bu alanda bulunan piramitler, su yolları ve heykeller Maya medeniyetinin en görkemli eserlerinden sayılıyor. Copan Mayaları, nereden geldiklerini, kenti nasıl kurduklarını, efsanelerini, hanedanlarını, yaptıkları savaşları, kısacası yaşamlarına ilişkin her türlü detayı buradaki piramit ve heykellere ince ince yazmışlar, işlemişler. Bu yapıların işlemeleri öylesine güzel ki, arkeologlar Copan harabeleri için “Maya kentlerinin Paris’i” diyorlar.

Copan-Ruinas-Maya-Uygarligiras

Ülkenin batısında, Guetamala ve El Salvador sınırına yakın olan bu Maya harabelerini ziyaret etmek isteyenler, kalıntıların iki kilometre uzağındaki Copan kasabasının şirin pansiyonlarından birinde konaklayabilirler. İspanyollar döneminden kalma bu küçük kasaba, klasik kare meydanı, meydana bakan beyaz katedrali, kaldırım taşlarıyla döşenmiş dar sokakları, meşhur Honduras purolarının da satıldığı hediyelik eşya dükkanları ve yerel lezzetleri tadabileceğiniz ufak lokantalarıyla gerçekten de sevimli bir yerleşim yeri. Kovboy şapkaları, çizmeleri ve bazen de bellerinde tabancalarıyla dolaşan yerel halkın arasına karışmak için ideal bir yer.

Balina köpekbalığının izinde

Honduras’ın gezginler için en önemli cazibe merkezlerinden biri de Karayip sahillerinde yer alan Bay Adaları. Paya yerlilerinin (evet Maya değil, Paya) memleketi olan bu adalar, geçmişte İngilizler tarafından kolonileştirilmiş. İngilizlerin Afrika’dan getirdikleri köleler, Paya yerlileri ve Avrupalıların karışarak Garufina isimli, kendilerine özgü bir kültür meydana getirdikleri Bay Adaları, yüzyıllar boyunca Karayip korsanlarının da yuvası olmuş. Cam gibi berrak denizi, kumsalları, palmiyeleri ve mercanlarıyla bu takım adalar adeta birer tropikal cennet.

Aslında Karayipler’de Bay Adaları gibi pek çok tropikal cennet var. Ama Bay Adaları’nın bir parçası olan Utila Adası, bir özelliği ile diğerlerinden ayrılıyor. Utila, her yıl Mart, Nisan, Ağustos ve Eylül ayları boyunca dünyanın en büyük balığı kabul edilen Balina Köpekbalıkları’nın göçüne tanıklık ediyor. Boyları 6 ila 10 metre arasında değişen, yaklaşık 20 ton ağırlığındaki bu devasa balıklar, Mart-Nisan aylarında kuzeyden güneye, Ağustos-Eylül aylarında ise güneyden kuzeye doğru kitleler halinde göç ediyorlar. Haliyle yılın her döneminde dalgıçların ilgi gösterdiği bu adalar, balina köpekbalığının göç dönemlerinde dalış meraklılarıyla dolup taşıyor.

utila-adasi-Honduras
Utila Adasi, Honduras

Utila ile birlikte Roatan ve Guanaja’dan oluşan Bay Adaları, tatil yapmak için Honduras’daki diğer şehirlere nazaran çok daha emniyetli bölgeler. Ülkenin kuzeyindeki La Ceiba kentinden Utila’ya günde iki kez feribot kalkıyor. Ayrıca başkent Tegucigalpa’dan adalara kalkan charter uçaklarla da ulaşım sağlanabiliyor. Dalış yapma merakınız olmasa da Bay Adaları, kumsalda dinlenmek, denize girmek, akşamları küçük bar ve restoranlarda keyif yapmak isteyenlere güzel bir konfor sunuyor. Bu adaların etrafında hiç yerleşim olmayan, insansız adalar da bulunuyor ve bu ıssız adalara günlük olarak kiralanan teknelerle ulaşılabiliyor.

Orta Amerika’nın en geniş vahşi alanı

Honduras’ın Gracias a Dios bölgesinden Nikaragua’ya kadar uzanan tropik yağmur ormanları ise doğa ve vahşi yaşam meraklılarının mutlaka ziyaret etmeleri gereken bir alan. La Mosquitia adını taşıyan bu bölge 1982 yılından beri UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde. Miskito, Pech, Rama, Sumo ve Tawakha yerlilerinin yaşadığı bu bölge biyoçeşitlilik konusunda da müthiş bir zenginliğe sahip. Zaman zaman deniz seviyesinden 3 bin metre yüksekliğe kadar çıkabilen bu yağmur ormanları içindeki nehirler, bataklıklar, mangrov alanlarıyla 6 binden fazla bitki, 700 farklı kuş, 250 çeşit sürüngen ve 110’dan fazla memeli canlıya ev sahipliği yapıyor.

honduras-ormanlarinda-scarlet-macaw
Honduras Ormanlarinda Scarlet Macaw

La Mosquitia gerçekten de müthiş bir doğal güzellik; ancak, bu bölge aynı zamanda uyuşturucu kartellerinin yuvası. Bu karteller her ne kadar turistlere bulaşmaktan çekinse de tedbiri elden bırakmamak ve bölgeye yalnız seyahat etmemek gerekiyor. La Mosquitia seyahati için en uygun yol, La Ceiba gibi şehirlerde faaliyet gösteren turizm acentelerinden tur almak. Örneğin La Ceiba’daki La Moskitia Ecoaventuras, güvenilir ve tercih edilen bir tur şirketi. Bu turlara katılarak bölgedeki ağaç evlerde ya da çadırlarda konaklayabilir, Platano nehrinde rafting yapabilir,  kanolarla gezebilir, rehberler eşliğinde buradaki vahşi yaşamı tanıyabileceğiniz yürüyüşlere katılabilirsiniz.

Ve son sözüm: Bu egzotik ülkeyi görmek, Honduras’ın “derin” kültürüne nüfus etmek gerçekten de harika bir deneyim. Ama temkini elden bırakmayan, dikkatli gezginler için…

 

Uçuş Korkumu Nasıl Engellerim?

Son birkaç yılda havayolu şirketlerinin artması, uçak bileti ücretlerinin otobüs ve tren bilet ücretleriyle yarışır hale gelmesi, dünyanın bir ucunda olan varış noktasına birkaç saat içinde ulaşma lüksü, uçak yolculuklarının en cazip yönleri. Fakat düşününce, kapalı metal bir kutu içinde, kilometrelerce yüksekte, saatlerce bir kemere bağlı oturmak fikri insanı ürkütmüyor değil. Uçak yolculuğu esnasında yaşanan strese bağlı uçuş korkusu, ya da diğer adıyla Aerophobia, hemen herkesin en az bir kez olsun başından geçen, geçmese de aklından geçen bir fobi. Ancak kimileri için, bu fobi zaman zaman hissedilen, stresle tetiklenen anlık bir korkudan da daha öte. Dünya nüfusunun %10’u ciddi boyutlarda uçuş korkusu olduğunu kabul ediyor ve tedavi oluyor.

Uzmanlara göre, bebekler korku kavramını bilmez. Korkmak, çocuklukta öğrenilen bir duygudur. Büyürken, kendimize ve çevremize zarar verdiğimizde ailemizin verdiği aşırı tepkiler bilinçaltımızda saklanır. Örneğin, büyük kardeş, küçük olanı dolaba kapatır ve ileride küçük kardeşin kapalı yerde kalma fobisi (klostrofobi) ortaya çıkar. Ya da aileden yakın birinin kaybı çocuğu ölümle tanıştırır ve çocuk ölmekten korkar. Bunlar gibi farkında olmadığımız; ama bilinçaltımızda saklanan ve tetiklenmeyi bekleyen çok çeşitli korkularımız var. Belki bu korkuların uçmakla hiçbir ilgisi yok; fakat uçakta bulunmanın yarattığı aşırı stres bilinçaltımızı harekete geçirir. Engelleyemediğimiz panik hali öne çıkar ve farkında olmadan sorunu uçakta bulunmamıza bağlar, uçuş korkumuz var yanılgısına düşeriz.

Ucak-Yolculugu

Wikipedia’ya göre uçuş korkusunun ardındaki asıl nedenler; ölüm korkusu, kapalı yerde kalma korkusu, yükseklik korkusu, kendini kontrol edememe endişesi, mide bulantısı ve kusma endişesi, topluluk önünde panik atak endişesi, terör korkusu, türbülans endişesi, gece uçuşlarında ortaya çıkan karanlık korkusu ve deniz/okyanus üzerinde uçma endişesi.

Kişisel olarak ben uçmaktan korkmam; fakat en ufak bir türbülansta kemer ikaz ışıkları yandığında, tedirgin olmaya başlarım. Kontrolün elimde olmadığı nadir anlardan biri gelmiştir ve bu da bende stres yaratmaya yeter. 9/11 İkiz Kuleler terör olayından sonra bir süre, bazı insanların farklı davrandığını düşünüp bomba taşıyıp taşımadıklarından endişeleniyordum. Amerika’ya uçuşlarımızda okyanus üzerinden uçmak, düşersek köpek balıklarına yem olmak aklımdan geçmiyor değil. Bilinen herhangi bir fobisi olmayan sağlıklı bir insanda bile stres nedeni olan uçak yolculukları, kapalı yer fobisi, yükseklik fobisi ve panik atak geçmişi olanlar için ciddi bir ızdırap olmalı.

Bir yakınımla Türkiye’den İngiltere’ye beraber uçak yolculuğu yaptık. Hem sigara kullanıyor, hem yüksekten korkuyor, hem kapalı yer fobisi, hem de karanlık fobisi olan biri. O ilk uçak yolculuğunun onun için ne kadar ızdıraplı olduğunu düşünün! Dört saatlik uçuş boyunca sırtını bir dakikalığına bile koltuğun arkasına yaslamadı. Yol boyunca, özelikle kemerlerin bağlı olduğu iniş ve kalkış anlarında kafasındaki olumsuz düşünceleri silmek için farklı konularda muhabbet ettik. Havaalanından çıkar çıkmaz bir sigara yakıp ‘Oh be!’ dercesine derin bir nefes aldığını hatırlıyorum.

Geçen sene İstanbul’dan Londra’ya giderken, uçak kalkar kalkmaz türbülansa girdi ve iki saat boyunca host ve hostesler dahil hepimiz yüreğimiz ağzımızda, kemerlerimiz bağlı oturmak zorunda kaldık. Ne yalan söyleyeyim, uçağın düşeceğine inandığım tek yolculuktur.

Aerophobia-Ucus-Korkusu

Uçak yolculuklarından önce stresi ve uçuş fobisini engellemek ya da azaltmak için alabileceğimiz birçok önlem var. Bunlardan bir kısmını sayayım:

Yolculuğu önceden planlamak

Sadece uçuş fobisi olanlar için değil, hepimiz için stresi azaltır. Uçak bileti satın almak, varış noktasında karşılaşacağımız durumlar, bavul hazırlama başlı başına stres kaynağı olduğundan bu işleri son dakikaya bırakmayın.

Havaalanına erken gitmek

Havaalanı yolundaki trafik, yolcu yoğunluğu, bagaj teslimi, güvenlik kontrolden geçiş gibi faktörleri gözönüne alın. Mümkünse online check-in yapın ve el bagajındaki sıvı miktarını yola çıkmadan düzenleyin. Özellikle iş seyahatine çıkanlarda, mevcut iş stresine bir de uçağa yetişme stresi eklenmesin.

Koltuk seçimi

Geniş, ferah bir koltuk, dar ve sıkışık bir koltuktan her zaman için iyidir, özellikle de uçuş korkusu söz konusu olduğunda. Mümkünse Business Class bölümünü tercih edin. Ekonomik açıdan bütçeyi aşıyorsa, koridor tarafındaki koltukları seçin. Ön sıra dahil, çıkış kapılarının bulunduğu koltuk sıraları geniştir; fakat acil bir durumda sorumluluk düşebileceğinden bu koltuklardan sakınmalı ya da koridor tarafındakine oturmalı.

Türbülans

Uçak korkusu olmayanları bile endişelendirir. Ön sıralardaki koltuklarda türbülans etkisi, uçağın arka tarafına göre daha azdır.

En son binip, en önce inmek

Uçağa binmek için havaalanında beklemek de stres yaratır. Gecikme durumlarından haberdar olun. Ayrıca uçağa en son binip, ilk inenlerden olursanız kapalı metal kutuda en az vakit geçirirsiniz.

Oyalanmak

Şimdiki teknolojiyle aklı ve fikri uçuştan uzaklaştırmak mümkün. Film izlemek, müzik dinlemek, sürükleyici bir kitap okumak hatta yan koltuktaki yolcuyla muhabbet etmek bir süreliğine uçuşu unutturacaktır.

Yeme – İçme

Uçuş öncesi ve uçuş sırasında alınan bazı yiyecek ve içecekler endişe arttırıcı yan etkiye sahiptir. Şeker ve kafein uzak durulması gerekenler. Az miktarda alkol rahatlatıcı etkiye sahip olabilir; fakat aşırı alkol huzursuzluğu arttırır. Uçuş fobisi olanlar yerlerinden kalkıp tuvalete gitmemek için su bile içmez; fakat mümkün olduğunda uçuş boyunca bol miktarda su için.

Rüya gibi bir varış noktası seçin

İlk kez uçağa binecekler hedef olarak hep gitmeyi istedikleri, hayalini kurdukları, eğlenecekleri bir yeri seçip deneme yolculuğunu gerçekleştirirse uçuş olayı ve uçak taşıtı ile ilgili güzel anıları olacaktır. Ben ilk uçağa bindiğimde tatil için Barselona’ya gitmiştim. Orada çok güzel vakit geçirdiğim için belki de, bir daha uçaktan inmedim.

Gürültüden uzak durmak

Gençlerden oluşan gürültücü bir grup ya da sürekli bağırıp ağlayan çocuklar strese stres katar. Hosteslerden rica edip daha sakin bir koltuk bulun.

Sakinleştiriciler

Gerek derin nefes alma teknikleri, meditasyon, gerek uyku getiren ilaçlar ve sakinleştiriciler… Hangisi size göreyse onu denemekte fayda var. Önerilen bir ilacı almadan önce mutlaka bir doktora danışın. İlaç almam derseniz, kısaca uçuş boyunca gözlerinizi kapatın ve en sevdiğiniz, rahat olduğunuz yeri düşünün.

Tedavi ve kurslar

Hala üstesinden gelemediğiniz endişeleriniz varsa, çeşitli havayolu şirketlerinin düzenlediği kurslara katılın veya uçuşla ilgili sorununuzu uzman bir doktora danışın.

Güvenli havayolu

PlaneCrashInfo.com internet sitesinin verilerine bakıp yolculuk için en güvenli havayolunu seçin.

Mortality rates big graphic

Yalnız değilsiniz

Dünyada milyonlarca insan uçak yolculuklarından korktuğunu kabul ediyor. Bunu kabullenmek, gerekirse hosteslere ve yanınızdakilere uçuşla ilgili endişenizden bahsetmek rahatlamanıza neden olur.

Bu önlemleri alsam da korkum geçmez diyorsanız size biraz da rakamlardan bahsedeyim. Düşününce, günde binlerce trafik kazası haberi alırken, senede ancak birkaç kez uçak kazası haberi duyuyoruz. Amerika’da 2008 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yılda 30 binden fazla kişi trafik kazasında hayatını kaybederken, 494 kişi uçak kazasında hayatını kaybetmiş. Avrupa’da ölüm nedeni istatistiklerine göre, 2010 senesinde kanser sebebiyle 70 kişi, ulaşım nedenli kazalardan dolayı 6 kişi hayatını kaybetmiş. Belki bu rakamlar içinize hala su serpmedi. Bir de şunu deneyeyim, muhtemelen ülkemizde eşek tepmesi yüzünden ölenlerin sayısı, uçak kazalarında ölenlerin sayısından fazla. Şimdi soru şu: Bir eşeğin sizi tepme ihtimali yüzde kaç?

Kaynaklar:

What do people die of?

Fırat Tıp Dergisi

Fotoğraflar:

http://www.flickr.com/photos/caribb/98956751/

http://www.flickr.com/photos/snapflickr/2039872775/